19 05 2008

TÜRKLERİN ANA YURDU

1. TÜRKLERİN ANA YURDU

Arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkarılan buluntular, Türk tarihinin günümüzden 4000 yıl öncesine uzandığını göstermektedir. Türklerin ilk ana yurdunun sınırları konusunda bugüne kadar değişik görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin çeşitliliği, eski dönemlerden itibaren Türklerin geniş bir coğrafyaya yayılmış olmalarıyla açıklanabilir. Bazı kaynaklara göre Türkler, M.Ö.2000’li yıllara kadar Altay-Sayan dağlarının kuzeybatı bölgesinde yaşamışlar, daha sonra ise Ural-Altay dağları arasındaki bölgelere dağılmışlardır.

Son yapılan araştırmalar ışığında Türklerin ilk ana yurdu Altay-Sayan dağlarının kuzeybatısı, Tanrı dağlarının kuzeyi, Hazar Denizi’nin doğusu, Sibirya steplerinin güneyi olarak belirlenmiştir.

Orta Asya denizlerden uzak olduğu için karasal iklime sahiptir. Türklerin içinde yaşadıkları bu coğrafya, onların göçebe bir hayat tarzını benimsemelerine ve mücadeleci bir karaktere sahip olmalarına neden olmuştur. Tarihte, Orta Asya’daki birçok kavim, hakimiyet alanlarını genişletmek, yeni otlaklar bulmak gibi nedenlerle yer değiştirmiştir. Kaynakların yetersiz oluşu, Orta Asya’nın en eski devirleri hakkında kesin bilgiler edinmemizi güçleştirmektedir.

2. ANA YURTTA KURULAN İLK UYGARLIKLAR

Kültür, toplumların gelişme süreci içinde oluşturdukları bütün maddi ve değerlerin, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünüdür. Uygarlık (medeniyet) ise insanlığa mal olmuş; bütün insanlık tarafından beğenilen ve benimsenen ortak değerlerdir. İslam medeniyetini buna örnek gösterebiliriz.

Kültür millidir. Uygarlık ise insanlığın ortak malıdır. Bir kültürün oluşmasında içinde yaşanılan coğrafyanın özellikleri, insanların ihtiyaçları ve doğa ile ilişkileri önemli birer etkendir. Bu etkileri Orta Asya ve İlk Çağ kültürlerinde görebiliriz. Orta Asya’da yapılan kazılarda M.Ö.5000 yıllarına kadar uzanan kültürlere rastlanmış ve bu bölgede kurulan Büyük Hun Devleti (Asya Hunları) de bu kültürlerden etkilenmiştir. Zamanla gelişen Orta Asya kültürü, Orta Çağ Avrupa’sına ve İslam dünyasına ışık tutmuştur.

A. Anav kültürü (M.Ö.4500-M.Ö.1000)

Anav kültürü, bugünkü Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki Anav bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Orta Asya’nın en eski kültürüdür. Yapılan araştırmalar, bu kültüre mensup insanların yerleşik hayata geçtiklerini, tuğlalardan yapılmış evlerde oturduklarını göstermektedir. Yine bu araştırmalardan dokumacılığı, topraktan ve bakırdan eşyalar yapmayı bildiklerini öğreniyoruz. Koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanları beslemelerinin yanında tarımla da uğraştıkları bilinmektedir.

B. Afanasyevo kültürü (M.Ö.3000-M.Ö.1700)

Altay ve Sayan dağlarının kuzeybatısındaki bozkırlarda gelişen bu kültür, Türklerin en eski kültürüdür. Afanasyevo toplumu avcı ve savaşçı bir toplumdu. Bu toplumun, koyun ve at gibi hayvanları besledikleri bilinmektedir. Yapılan kazılarda çeşitli bakır eşyalar, çakmak taşından yapılmış ok uçları, kemikten yapılmış iğneler bulunmuştur. Afanasyevo kültürü geniş bir bölgeyi etkileyerek Orta Asya uygarlığının temelini oluşturmuştur.

C. Andronova kültürü (M.Ö.1700-M.Ö.1200)

Altay-Tanrı dağları, Güney Sibirya ve Hazar denizinin doğusuna kadar olan bölgede oluşmuş bir kültürdür. Orta Asya kültürleri içinde yayılma alanı en geniş olanıdır. Bu kültür Afanasyevo kültürü ile benzerlik gösterir. Bu nedenle Afanasyevo’nun gelişmiş bir şekli olarak karşımıza çıkar. Bakırdan yapılanların yanında, ilk defa tunçtan ve altından yapılmış eşyalara bu kültürde rastlanır. Bunların üzeri hayvan figürleriyle süslenmiştir. Bu kültürü meydana getirenler, atı binek ve yük hayvanı olarak kullanmışlardır.

D. Karasuk kültürü (M.Ö.1200-M.Ö.700)

Bu kültür, adını Yenisey ırmağının kollarından biri olan Karasuk nehrinden almıştır. Orta Asya uygarlığında demir, ilk olarak bu kültürde işlenmiştir. Karasuk kültürü mensupları yünlü dokumayı ve keçeden çadır yapmayı öğrenmişler ve üzeri çadırla örtülü, dört tekerlekli arabalar kullanmışlardır.

E. Tagar kültürü (M.Ö.700-M.Ö.100)

Bu kültür Abakan bölgesinde görülmüştür. Bu bölgedeki diğer kültürlerin en genci ve en gelişmişidir. Tagar kültürüne ait çok sayıda iki yüzü keskin hançerler, ok uçları, iğne, bilezik, küpe, tarak gibi eşyalar bulunmuştur.

3. HUNLARDAN ÖNCEKİ TÜRKLERİN YAŞAYIŞI

Çin kaynaklarında, Orta Asya’nın Hunlardan önceki sahiplerinden Hiung-nu diye bahsedilmektedir. Yapılan araştırmalar, onların bozkır kültürünün özelliklerini taşıdıklarını ortaya koymuştur.

Bozkırın zor koşulları Türklerin karakterini etkilemiştir. Bu zor koşulların getirdiği kendine güven, güçlü bir irade, dayanıklılık ve kanaatkarlık Türk milletinin başlıca özellikleri olmuştur.

Bozkırlar tarımdan çok hayvancılığa elverişlidir. Bozkır yaşamında, hayvan sürülerinin güdülmesi ve korunması için, mutlaka atın ehlileştirilmesi gerekmiş; otlakların yaya olarak gidilemeyecek kadar geniş bir alanda olması atın binek hayvanı olarak kullanılmasına yol açmıştır. Atın ehlileştirilmesi, Türklerin hayatını çok kolaylaştırmıştır. Atın dışında sığır, deve ve ren geyiği de ilk dönemde Türklerin evcilleştirdikleri hayvanlardır. Ekonomik hayatın temeli bu dönemde hayvancılığa dayanmaktadır. Türk boyları, sürülerine ot ve su bulabilmek için konargöçer bir hayat yaşamışlar, at ve araba kullanarak çadırlarını yaylalara ve otlaklara taşımışlardır.

Evcilleştirilen hayvanların beslenmesi için bazı bitkilerin ekilmesi zorunlu hale gelmiştir. Türkler tarımla uğraşmaya başladıktan sonra toprağa büyük önem vermişlerdir. Türkçe’de bilinen ilk tarım sözcüğü olan saban bu dönemde ortaya çıkmıştır. Türkler hayvanlarına yem olarak yonca; kendi beslenmeleri için de mısırı yetiştirmişlerdir.

Orta Asya Türk göçleri

Tarihte birçok topluluk coğrafi, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Orta Asya’daki Türk toplulukları da zaman zaman dünyanın başka yerlerine göç etmişlerdir.

Orta Asya’daki göçlerin yoğun olarak M.Ö.1700’lerde başladığı kabul edilmekle birlikte yapılan son araştırmalar bundan önce de bir takım göç olaylarının yaşandığını ortaya koymuştur.

Yüzyıllarca devam eden Türk göçlerinin nedenleri şöyle sıralanabilir:

1. Orta Asya’daki olumsuz iklim değişiklikleri,

2. Nüfusun hızla artması nedeniyle geçim kaynaklarının yetersiz kalması,

3. Dış baskılar,

4. Özellikle Çin ve Moğol saldırıları sonucu esaret altına girmektense yurtlarını terk edip bağımsız yaşama arzusu.

Orta Asya önceleri yaşamaya daha elverişli iken zamanla iklimin etkisiyle bölge kuraklık ve çölleşme gibi olumsuz değişikliklere uğramıştır. Orta Asya’da nüfusun artmasıyla topraklar yetersiz gelmeye başlamıştır. Bunun sonucunda insanlar daha elverişli yerlere göç etmek zorunda kalmışlardır. Türk boylarının kendi aralarındaki mücadeleleri, Çin ve Moğol gibi komşu kavimlerin saldırıları da bu göçlerde etkili olmuştur. Saldırılar sonucunda bağımsızlığını kaybeden Türk boylarının çoğu esaret altında yaşamaktansa bulundukları yerleri terk etmeyi tercih etmişlerdir.

Orta Asya Türk Göçleri kronolojik olarak milattan önceki milattan önceki Türk göçleri ve milattan sonraki Türk göçleri olarak iki bölümde incelenebilir:

Milattan önceki Türk göçleri: Türkler, kalabalık gruplar halinde Çin’in kuzeybatısındaki Kansu ve Ordos bölgelerine doğru göç etmeye başladılar. Bir kısım Türk boyları da İran üzerinden geçerek Mezopotamya ve Anadolu’ya yerleştiler. Yakut ve Çavuş Türkleri ise Sibirya’ya doğru göç ettiler.

Milattan sonraki Türk göçleri: Bu dönemdeki göçler, daha çok güney ve batı yönlerine olmuştur. Güneye göç edenler Çin içine yerleşerek çeşitli Türk devletlerini kurdular. Batıya doğru süren Türk göçleri 9.yüzyıl sonlarına kadar devam etti. Orta Macaristan’a kadar ilerleyen topluluklardan Hunlar, Avarlar, Bulgarlar ve Macarlar Avrupa’da devletler kurdular. Batıya göç eden Türklerden bir kısmı ise Afganistan ve Kuzey Hindistan’a yerleşerek Akhunlar (Eftalitler) Devleti’ni kurdular.

Göçlerden sonra ana yurt

Bu göçlere katılmayan Türklerin bir kısmı ana yurtta kalarak Orhun-Selenga ırmakları ve Baykal gölü çevresinde yaşamaya devam ettiler. Bu Türkler, Orta Asya’da, Asya Hun Devleti, Kutluk Devleti (II. Göktürk Devleti) ve Uygur Devleti gibi büyük Türk devletleri kurdular.

Günümüzdeki Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin (Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan) temeli, göç etmeyip ana yurtta kalan Türk topluluklarına dayanmaktadır.

Orta Asya Türk göçlerinin genel sonuçları

Göç ettikleri bölgeleri etkisi altına alan Türkler, yerleştikleri yerlerde yeni devletler kurdular. Asya ve Avrupa’nın siyasi ve kültürel yapısının değişmesine ve yeni topraklardaki yerli kavimlerin başka yerlere yayılmalarına neden oldular. Batıya göç eden Hunlar, Kavimler Göçü’nün gerçekleşmesine ve Büyük Roma İmparatorluğu’nun zayıflayıp parçalanmasına yol açtılar.

Göçlere katılan bazı boylar Hazar ve Sabar Türk devletlerini kurarak Kafkasya’da 350 yıldan fazla hakimiyet sürdüler. Horasan topraklarında Büyük Selçuklu Devleti’ni kuran Oğuzlar Yakın Doğu’ya egemen oldular. Anadolu Selçuklu Devleti’ni, Anadolu Türk beyliklerini ve Osmanlı Devleti’ni kuranlar da Oğuzlar’dır.

4. İSKİTLER

İskitlerin siyasi geçmişleri

Asya kavimlerinden olan İskitlerin M.Ö.7.yüzyılda Tanrı dağları ile Fergana bölgesinde yaşadıkları tahmin edilmektedir. İskitler daha sonra bu bölgelerden batıya doğru göç ederek Karadeniz’in kuzeyindeki düzlüklere yerleştiler.

Yunan kaynakları bunlara İskit adını verirken, İran kaynaklarında bunlardan Saka olarak bahsedilmektedir. Karadeniz’in kuzeyine yerleşen İskitler, Orta Macaristan’a ve Tuna boylarına; Kafkasya üzerinden gidenler ise İran ve Anadolu’ya kadar uzandılar. İskitlerin farklı kavimlerden oluşmasından dolayı tarihçiler onların Türklükleri konusunda farklı fikirler ileri sürmüşlerdir. Ancak bilinen ünlü hükümdarları Alp Er Tunga’nın ve diğer yöneticilerinin Türk olduğu kesinlik kazanmıştır.

İskitlerle İran’daki Medler ve Persler arasında yapılan savaşlar uzun yıllar sürmüştür. Ünlü şair Firdevsi’nin bu savaşları anlatan Şehname adlı eserinde Alp Er Tunga, Efrasiyap adıyla anılmaktadır. Alp Er Tunga’nın torunlarından olan Tomris (ilk Türk kadın hükümdar), Pers kralı Darius (Daryus) ile yaptığı mücadeleleriyle ün kazanmıştır (M.Ö.530).

İskitlerin siyasi tarihleri, M.Ö.2.yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Batıdan Avrupalı toplulukların, doğudan Yüeçilerin akınları sonunda dağılmışlardır. Bağımsızlıklarını kaybedenlerden çok az bir İskit topluluğu, 13.yüzyıldaki Moğol istilasından sonra kuzeye çekildiler. Günümüzdeki Yakut Türkleri onların soyundan gelmektedir.

İskit kültürü

Atlı göçebe bir topluluk olan İskitler, üstü çadırlarla örtülü arabalar kullanıyor ve bunlarla kolayca göç edebiliyorlardı. Ekonomileri ise büyük ölçüde hayvancılığa dayanıyordu.

Kıyafet olarak uzun etekli ceket ve pantolon giyiyorlardı. Ayaklarında uzun konçlu ayakkabılar, başlarında ise sivri börkleri bulunuyordu.

İskitler Gök Tanrı inancına sahiptiler. Ölülerini kurnam ettikleri atlarıyla birlikte gömerlerdi. Kutsal saydıkları her cismin bir ruh taşıdığına inanırlardı. Öldükten sonra yeniden yaşayacaklarına inandıklarından dolayı ölülerini ilkel biçimde mumyaladıkları bilinmektedir.

İskitlerin yaşadıkları alanlarda yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserler, bunların ileri bir medeniyete sahip olduklarını göstermektedir. Heredot Tarihi’nde de bu görüşü destekleyen ifadeler yer almaktadır.

İskitlerin kullandıkları altın ve gümüşten at koşum takımları, kemer tokaları daha sonraları Yunanlılar tarafından örnek alınmıştır. Eşyalarında hayvan üslubunu ustalıkla kullanmışlardır.

6329
0
0
Yorum Yaz